Merhaba,
Kendimden kısaca bahsetmek istiyorum. Annemin söylediğine göre 15 Aralık’ta, nüfus cüzdanımdaki bilgiye göre ise 1 Aralık tarihinde, Erzurum’un soğuk bir kış gecesinde, İspir’de akşam saat 19:00 civarında dünyaya gözlerimi açmışım. Bu yüzden iki doğum günü kutluyorum. Bir bakıma şanslı sayılırım.
Biricik babacığımın en büyük hayali çocuklarının okumasıymış. Ben henüz 9 aylıkken bizi İstanbul’a getirmiş. Annem anlatır: Köyden merkeze indiğinde ilkokulun önünde siyah önlüklü öğrencileri görünce kocaman bir iç geçirmiş ve Allah’a dua etmiş: “Benim çocuklarım da okuyup iyi insanlar olsun.” İnanıyorum ki, o dua hâlâ bizim üzerimizde.
Çok şanslıyım; akıllı ve iyi kalpli bir erkek kardeşim var. Dünyada olan en iyi erkeklerden biri desem, kesinlikle abartmış olmam. Aramızda yalnızca 16 ay olmasına rağmen, kendisinin benden çok küçük olduğunu düşünür. Bana ilham veren, her zaman onun gibi olabilsem dediğim bir tanecik ablacığım da var. Bilim insanı olan sevgili ablama buradan çok çok sevgilerimi gönderiyorum. İnşAllah insanlığı kötü virüslerden ve bakterilerden kurtaracak şifalar bulur.
İlk öğrenimimi, o zamanlar yolları çamur içinde olan Mustafa Kemal Paşa Mahallesi’ndeki Saadetdere İlköğretim Okulu’nda tamamladım. Annem ve babam bizi elimizden tutarak okula götürürlerdi, sonra yine gelip alırlardı. Annem kocaman bahçemizin içinde bize türlü türlü oyun alanları tasarlamıştı; dışarı çıkmayalım, başımıza bir şey gelmesin diye.
Sevgili ablamın büyük masamızın altında anne ve babam için hazırladığı gölge oyunları hâlâ aklımdadır. O oyunlarda bana ve kardeşime mutlaka bir rol düşerdi. Filmleri canlandırdığımızda bazen repliğimizi unutup “Ben şimdi ne diyecektim?” diye sorardık. Ablam sabırla tekrar anlatır, sonra yeniden oyuna devam ederdik. Çocukluğumun en güzel anıları bunlar.
Her türlü ağacın ve annemin titizlikle baktığı binlerce çiçeğin içinde büyüdüm ben. Kayısı ağacına çıkıp annem bana seslense de ses etmediğim günleri hatırlıyorum. Bir elimde kitap, diğer elimde kayısı… Yukarıdan anneme kıs kıs güldüğüm o günler… Yaz akşamlarında bahçedeki büyük tahta masamızda kraliçelere layık kahvaltılar, öğle ve akşam yemekleri hazırlanırdı.
Civcivken büyüttüğümüz tavuklarımız vardı. Biz masayı kurmaya başladığımız anda koşarak masaya gelirlerdi. Bir de oğlağımız vardı: Şirin. Kardeşim Cuma ile beni kardeşi bilen, nereye gitsek peşimizden gelen tatlı bir oğlak. Hâlâ ona lokum ve kuru üzüm yedirdiğimde dilinin o sıcak hissini hatırlıyorum. Bir de Karanfil isimli koyunumuz vardı. Kardeşimle birlikte bir koyuna sevgiyle ismini öğreten çocuklardık biz.
Bahçemiz bir çiçek cennetiydi. Mor zambakların kokusu, sümbüller, orkideler, leylaklar, akşamsefaları, pembe güller… Dört mevsim meyve veren ağaçlarımız vardı. Babamla birlikte toprağı kazıp sebze ekerdik. Sabahın erken saatlerinde bahçeyi suladığımız günleri hiç unutamam.
O günlerden öğrendiğim en önemli şey şu oldu: Hayatta her anın güzelliğini yaşamak gerekiyor. Saygıda ve sevgide kusur etmemek gerekiyor. Çünkü bir anda varsınız, bir anda yoksunuz. Bu yüzden sevgi ve merhamet hayatımızın ana ilkeleri olmalı.
Ortaokul ve liseyi Avcılar’da okudum. Hatırladığım kadarıyla Avcılar’daki sayılı okullardan biri olan Avcılar 50. Yıl İnsa Lisesi’nde eğitim gördüm. O zamanlar disiplin oldukça katıydı. Pastaneye gittiğimiz için disiplin cezası bile verildiğini hatırlıyorum. Neyse ki üniversiteyi bitirdikten sonra pastaneye gitmeye başladım. Derslerin ortasında sınıfa girip “Arama var, eller yukarı!” diyerek çantalarımızı arayan disiplin kurulu hocalarımızı da hâlâ gülümseyerek hatırlarım. Hatta o zamanlar anı defteri bile okula getirmek yasaktı.
Çalışkan bir öğrenci olduğum için lise son sınıfta ve üniversite yıllarım boyunca karşılıksız Hacı Ömer Sabancı bursu aldım. Her ay Avcılar Akbank şubesine gidip bursumu alırdım. Sanırım bu yüzden Akbank’a hâlâ kendimi yakın hissederim.
İstanbul Üniversitesi Elektronik Mühendisliği Fakültesi’nin ilk mezunlarındanım. Üniversiteyi ikincilikle bitirdikten sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Devre ve Sistemler Anabilim Dalı’nda yüksek lisans yaptım. Master tezimi “Kaotik Sistemlerden Random Sayı Üretilmesi” üzerine hazırladım ve Kara Harp Okulu’nda sunma fırsatı buldum.
Daha sonra aynı bölümde doktora programına başladım. Doktora derslerini tamamladıktan sonra yeterlilik sınavını 100 puanla geçtim ve tez konusu olarak “Beyinde Seçici Dikkat Mekanizmasının Modellenmesi” üzerine bir proje sundum. Jüri oybirliğiyle kabul etti. Ama hayat bazen beklenmedik yollar çizer. Doktora tezimi tamamlayamadım. Hâlâ rüyalarıma girer; üniversitedeyim, tezimi anlatmaya çalışıyorum ama kötü kalpli bir peri her seferinde bir şeyleri engelliyor. Gerçekten her şey nasip ve kısmet.
Hayatımın çok önemli bir parçası da Gantek Teknoloji oldu. Neredeyse çocuk yaşta başladığım bu şirket benim için bir aile gibi. Hâlen Gantek Teknoloji’de Teknoloji ve Stratejilerden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışıyorum. Kocaman ve güçlü bir ekibimiz var. Hepsine sevgilerimi gönderiyorum.
İş dışında yazmaya da büyük bir tutkum var. Eylül 2021’de lise yıllarımda yazmaya başladığım şiirlerimden oluşan ilk kitabım “Aşk’ın Sonsuz Gizemi” yayımlandı. Çocuk yaşta başlayan şiir sevgimin güzel bir meyvesiydi bu kitap. Ocak 2023’te fantastik bilimkurgu romanım “Karanlığın İçindeki Sevda” okuyucularla buluştu. Ardından Mayıs 2023’te ikinci şiir kitabım “Aşk Sadakatle Başlar”, Ekim 2023’te “Yaşamın Aşk’ın İzinde Dansı” yayımlandı. Şubat 2024’te epik bir macera romanı olan “Zülfanur & Ahlashan” okuyucularla buluştu. İyiliğin karanlığa cesaretle meydan okuduğu bu destansı hikâye okuyucuları büyülü bir maceraya davet ediyor. Eylül 2024’te yayımlanan “Ay Işığından Süzülen Şiirler” ise sevgi, sadakat ve ruhların kutsallığa ulaşma arzusunu anlatan şiirlerden oluşuyor. 4 Nisan 2025’te ise üçüncü romanım “Umudu Kutsayan Bilgeler” okuyucularla buluştu. Bu romanda dünyayı bekleyen büyük bir felaketin eşiğinde insanlığın kaderini değiştirebilecek bir mücadele anlatılıyor. Gökyüzünde iki dev yıldızın çarpışması an meselesidir ve dünya sessiz bir kıyametin eşiğinde beklemektedir. 23 Mayıs 2025 tarihinde “Sevgiyle Dans Eden Şiirler” yayımlandı. Bu kitapta sevgi, ruhun en ince tellerine dokunan bir çağrı gibi anlatılıyor. Kitapların tümünü e-ticaret sitelerinden temin edebilirsiniz.
Çocukluğumdan beri gelen uzay merakım yazdığım romanlara ve şiirlere de yansıyor. Ablamın gökyüzündeki parlak yıldızları gösterip “Bakın, uçan daire geliyor!” dediği o şen şakrak günleri hâlâ hatırlıyorum.
Bir dönem alternatif tıpla da ilgilendim ve Acmos yöntemi üzerine eğitim aldım. Sevgili Doç. Dr. Şafak Nakajima’dan ruhsal gelişim üzerine eğitim aldım. Kendisi bana “zaten mevcut ruhsal durumunla oldukça iyi bir noktadasın” dediğinde çok mutlu olmuştum.
Lumosity adlı beyin gelişim programını da uzun süredir takip ediyorum. Yaşlandığımda beynimin hâlâ güçlü kalmasını umuyorum.
Hayatımda çok önemli yere sahip çocukluk arkadaşlarım Emine, Menice, Şükran, Semra, Zülal ve Emel… İyi ki hayatımdasınız.
Müzik de hayatımın önemli bir parçası. Bu ilginin kökeni canım babacığımın içli sesiyle okuduğu türkülere dayanıyor.
2016 yılı benim için bir dönüm noktası oldu. Başkent İletişim Akademisi’nde diksiyon dersleri almaya başladım. Mükemmel bir ruhla, Cihangir Göker Bey ile tanıştım. Müziğe beni yönlendiren o olmuştu. Aynı yıl değerli Dilara Samur Hoca’dan “Oğuz Abadan Müzik Okulu’nda” piyano ve şan dersleri almaya başladım.
2016’da her biri benim için çok değerli olan arkadaşlarımdan oluşan sevgili “Hoşseda Koro” grubunda şarkı söylemeye başladım. Sayın Cihat Hırçın hocamız bizleri çok güzel yönlendiriyor ve motive ediyor. Hepsini çok seviyorum. Her yıl bir ya da iki konserimiz oluyor.
29 Temmuz 2017 tarihinde tertemiz yürekli sevgili Ses Atölyesi hocam Cavit Murtezaoğlu Bey ile tanıştım. Müziğe olan motivasyonumu artıran ve beni albüm çıkarmaya ikna eden gerçek bir liderdi kendisi.
Sayın Cihat Hırçın hocamdan Ekim 2020’de “Türk Musikisi Makamları ve Usulleri”konusunda ders almaya başladım. Tanini, Bakiye, Koma, B. Mücennep, K. Mücennep kavramları ile derslerimize başladık. Her hafta sonu, harika musiki eserleri icra ediyoruz. Hepsine youtube kanalımdan ulaşabilirsiniz, https://www.youtube.com/@saravasiyeyigit3429.
21 Ekim 2019 tarihinde “Cennet’in Firarisi”, 27 Temmuz 2022’de “Hediye”, 11 Mayıs 2024’te “Aşktan da Öte” albümleri yayımlandı. “Aşktan da Öte” albümüne adını veren şarkının söz ve bestesi bana ait. 28 Temmuz 2025’te ise “Seven Kalp” isimli dokuz şarkılık albüm yayımlandı. Bu albüme adını veren “Seven Kalp” şarkısının sözü ve bestesi bana ait. Hediye isimli albümde, “Sen” şarkısının sözleri bana ait.
Tüm müzik çalışmalarıma https://open.spotify.com/artist/6H44KIjQr31CI6EDddJLPl?si=maZe1bQxT4yhe84pKfvJgQ adresinden ulaşabilirsiniz.
Teknolojiyi de çok seviyorum. Bu sevgi, mühendis olmamla ilgili olsa gerek. Linkedin üzerinden de makalelerime ulaşabilirsiniz, https://www.linkedin.com/in/asiye-yigit-4a546524
Sanat, bilim, teknoloji ve hayal gücü… Hayatımın farklı yönlerini bir araya getiren bu yolculuk hâlâ devam ediyor.
Ben hâlâ aynı şeye inanıyorum: İnanç ve sevgi varsa iyi niyet vardır. İyi niyet varsa, insanlık her zaman doğru olanı bulur.
Sarav Asiye Yiğit * 15 Mart 2026