8 Mart’ı Kutlarken Bir Gerçekle Yüzleşmek: Kız Çocuklarına Yönelik Şiddette “Yabancı Fail” Kadar, Hatta Daha Fazla “Güven İlişkisi İçindeki Fail” Görünüyor
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlarken, yalnızca kazanımları ve umutları değil, görmezden gelinmemesi gereken ağır gerçekleri de konuşmamız gerekiyor. Bu nedenle son beş yılda Türkiye’de kız çocuklarına yönelik cinsel istismar ve şiddet vakalarına ilişkin, basında en çok yankı uyandıran dosyaları inceleyen bir araştırma çalışması yaptım. Ortaya çıkan tablo gerçekten sarsıcı.
En çarpıcı bulgu şu oldu:
Cinsel istismar ve ağır şiddet suçlarında “yabancı fail” kadar, hatta ondan daha fazla, “güven ilişkisi içindeki fail” görünür hale geliyor. Yani risk çoğu zaman yalnızca “dışarıda”, “bilinmeyen bir yabancı”da değil; çocuğun yakın çevresinde, aynı evde, aynı kurumda, aynı mahallede ya da güven duyması beklenen ilişkilerin içinde beliriyor.
Araştırmanın kapsamı
Bu çalışma, “Türkiye’de son 5 yılda en çok yankı uyandıran 20 dosya” üzerine hazırlanmış küratörlü bir araştırma listesidir; yani eksiksiz bir ulusal envanter değildir. Bazı dosyalarda olay daha eski tarihlerde başlamış olsa da, 2021–2026 arasında dava, karar veya yeniden görünürlük kazanması nedeniyle kamuoyunda güçlü biçimde yer bulmuştur. Ayrıca dosyalar arasında hukuki aşamalar da farklılık göstermektedir:
bazılarında mahkûmiyet kararı vardır, bazılarında soruşturma sürmektedir, bazılarında ise yalnızca iddia veya koruma müdahalesi aşaması kamuoyuna yansımıştır. Bu ayrımı özellikle korumak önemlidir. Çünkü burada amaç sansasyon üretmek değil; görünür hale gelen örnekler üzerinden yapısal bir soruna dikkat çekmektir.
Son 5 yılda öne çıkan dosyalar ne gösteriyor?
İncelenen yüksek görünürlüklü dosyalar arasında Antalya Elmalı/Finike iki kardeş dosyası, H.K.G. dosyası, FIKIH-DER yatılı kurs vakası, Diyarbakır Kulp F.B. dosyası, Erzurum Kuran kursu dosyası, Narin Güran cinayeti, Tekirdağ’daki “Sıla Bebek” vakası, Şirin Elmas Hanilçi cinayeti, Sakarya’daki marangoz dosyası, TBMM stajyer çocuklara yönelik istismar iddiaları, Giresun Görele dosyası ve çeşitli kreş/bakım alanı dosyaları gibi çok sayıda başlık yer aldı.
Bu dosyaları birlikte düşündüğümüzde üç temel fail kümesi öne çıkıyor:
- Aile içi / hane içi fail
Aile içi ya da ev içi güven ilişkisi içinde gerçekleşen vakalar, araştırmanın en ağır ve en sarsıcı bölümünü oluşturdu. Bu grupta Elmalı dosyası, H.K.G. dosyası, Narin Güran, Sıla Bebek ve Fatmanur–Hifa zinciri gibi örnekler öne çıkıyor. Bu vakalar bize şunu söylüyor: Çocuğa yönelik en ağır şiddetin önemli bir kısmı, çocuğun en güvende olması gereken yerde, yani ev içinde ya da aile bağları çevresinde gerçekleşebiliyor. Bu gerçek, çocuk koruma politikalarının yalnızca dış çevreye odaklanmasının yeterli olmadığını açıkça ortaya koyuyor.
- Kurumsal / dini yapı / bakım-eğitim alanı
İkinci güçlü küme, çocuğun emanet edildiği veya korunması gereken kurumsal alanlarda ortaya çıkan ihlal iddiaları oldu. FIKIH-DER yatılı kursu, Erzurum Kuran kursu, Ankara’daki gece kulübü sömürüsü dosyası, TBMM stajyer çocuklara yönelik istismar iddiaları, Diyarbakır’daki özel kreş görüntüleri, Antalya’daki kreş darp dosyası ve Eyüpsultan’daki çocuk etkinlik merkezi iddiaları bu grupta değerlendirilebilir.
Bu örneklerde ortak nokta şu: Çocuğun güvenliği için var olması gereken kurumlar, bazı vakalarda ihmalin, şiddetin veya istismarın gerçekleştiği alanlara dönüşebiliyor. Bu da denetim, şeffaflık, hızlı müdahale ve bağımsız soruşturma mekanizmalarının ne kadar yaşamsal olduğunu gösteriyor.
- Mahalle / tanıdık / yerel çevre
Üçüncü küme ise failin tam anlamıyla “yabancı” olmadığı; çocuğun sosyal çevresine erişebilen, tanıdık, nüfuz sahibi ya da yerel çevreden biri olduğu vakalardan oluşuyor. Kulp F.B. dosyası, Cihan Kayaalp dosyası, Siverek vakası, Sakarya marangoz dosyası ve Görele belediye başkanı dosyası bu grupta dikkat çekiyor.
Bu dosyalar bize önemli bir şeyi hatırlatıyor: Fail çoğu zaman bilinmeyen bir yabancıdan ziyade, çocuğun erişebildiği, çocuğa erişebilen veya çevre tarafından tanınan biri olabiliyor. Toplumun “bizden biri yapmaz” refleksi, çoğu zaman çocuğun korunmasını geciktiren tehlikeli bir körlüğe dönüşebiliyor.
İl dağılımı ne söylüyor?
Bu 20 dosyalık seçilmiş örneklemde en sık görünen iller şöyle sıralandı:
İstanbul: 6 dosya
Diyarbakır: 4 dosya
Antalya: 2 dosya
Ankara: 2 dosya
Tekil örneklerle görünen iller: Erzurum, Şanlıurfa, Tekirdağ, Sakarya, Mersin, Giresun
Burada önemli bir metodolojik not düşmek gerekiyor: Bu dağılımı ulusal prevalans haritası gibi okumak doğru olmaz. Bu tablo, yalnızca yüksek görünürlük kazanmış 20 dosyanın coğrafi dağılımını gösteriyor. Yani “en çok olay şu ilde oluyor” sonucuna değil; “seçilmiş ve çok yankı uyandırmış örneklemde bu iller öne çıkıyor” sonucuna götürür.
En güçlü analiz bulgusu
Araştırmanın sonunda en güçlü bulgu şu şekilde özetlenebilir:
Bu örneklemde en baskın üç fail tipi:
(1) aile içi erkekler / bakım verenler
(2) kurumsal-dini veya bakım alanındaki yetişkinler
(3) çocuğun mahalli sosyal çevresine erişebilen yetişkin erkekler
Bu tablo bize çok net bir şey söylüyor: Çocuğa yönelik cinsel istismar ve ağır şiddet riskini yalnızca “yabancı fail” üzerinden düşünmek yetersizdir. Çok daha zor, çok daha rahatsız edici ama çok daha gerçek bir noktaya bakmak zorundayız: Fail, çoğu zaman güven ilişkisinin içinden çıkabiliyor.
Neden bunu 8 Mart vesilesiyle paylaşıyorum?
8 Mart yalnızca bir kutlama günü değil; aynı zamanda kadınların ve kız çocuklarının karşı karşıya olduğu eşitsizlikleri, şiddeti ve yapısal riskleri yeniden düşünme günüdür. Kadın haklarını savunurken, kız çocuklarının korunmasını bu mücadelenin merkezine koymadan bütünlüklü bir yaklaşım kuramayız. Önleyici aksiyon almak istiyorsak şu başlıkları daha yüksek sesle konuşmamız gerekiyor:
Aile içi şiddet ve istismarın görünür kılınması
Çocukların beyanının ciddiyetle ele alınması
Okul, kurs, kreş, yurt ve bakım alanlarında bağımsız denetim
Kurumların itibarını değil çocuğun güvenliğini merkeze alan refleksler
Erken müdahale, koruma ve psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi
Toplumda “yakın çevre de fail olabilir” farkındalığının artırılması
Çünkü çocukları korumanın ilk adımı, tehlikenin yalnızca dışarıda değil, çoğu zaman en yakın halkada da oluşabileceğini kabul etmektir.
Son söz
Bu araştırma bana bir kez daha şunu gösterdi:
Toplum olarak çocukları korumak istiyorsak, yalnızca fail ortaya çıktıktan sonra tepki vermek yetmez.
Önleyici aklı, koruyucu sistemi ve kurumsal cesareti büyütmek zorundayız.
8 Mart’ı kutlarken, kız çocuklarının güvenliğini, beden dokunulmazlığını ve yaşam hakkını konuşmayı da ertelemeyelim. Çünkü gerçek eşitlik, en kırılgan olanı ne kadar koruyabildiğimizle ölçülür.
Şeffaflık notu
Bu yazının hazırlanmasında, açık kaynaklara ve kamuya yansıyan dosyalara dayalı araştırma sürecinin yapılandırılması, sınıflandırılması ve metnin analitik çerçevesinin oluşturulması için ChatGPT’den araştırma ve yazım desteği alınmıştır. Nihai seçki, değerlendirme ve paylaşım sorumluluğu tarafıma aittir.
Sarav Asiye Yiğit * 15 Mart 2026 Pazar






Yorumunuzu Bırakın